24 Ağustos 2010 Salı

Ayvalık Tostu

15/Ağustos/2008
Bizim için yol olmaygörsün, biri ortaya bir fikir atınca hemen ne zaman gidiyoruz diye soruveriyoruz. Esracım da hadi Ayvalığa bizim yazlığa gidelim mi diye sorunca hepimiz çantalarımızı hazırlayıverdik. Hiç birimiz ya nasıl olur, nasılgideriz iki günlüğüne , değer mi , nerde kalırız , nereye sığarız, ne yer içeriz diye kafayı takmadık.
Bandırmaya vardığımızda gecenin bir yarısı ilk işimiz tabelayı görünce ' Osman bey duuurrrrrr' deyip klasik tabela pozumuzu vermek oldu.

Esra'nın bizi kısa yol diye soktuğu kuş uçmaz kervan geçmez köy ve ilçe yollarında giderken Burcu'nun o karanlıkta şahin gözleri ile görmüş olduğu hayvanlarla kendimizi eğlendirdik.
Ayvalığa vardığımızda sabahın dördüydü ve yataklarımızı hazır vaziyette bulduk. Sabah uyandığımızda ise Sümer teyze 'nin nefis börekleri ve Ahmet Amcanın özenle doğramış olduğu tarla domatesleri ile donatılmış bir kahvaltı süprizi ile karşılaştık.
Esra'nın ' annemler teyzemlerin yazlığında da kalacak ' cümlesini 13 kişi içinden tek bir kişinin bile irdelememesi bizde bu süprizi hazırladı. Meğerse teyzesinin yazlığı dediği yer yan evmiş :)



Kahvaltıdan sonra sarımsaklı plajında deniz,kum güneş tadını ziyadesi ile çıkardık. Burak'ın parmak arası terlik merakını anlamasak da hoşgördük denesin hevesini alsın dedik :)

Denizde bilimum sulu şakalar,deniz oyunları , kumsalda kahveler, tavlalar vs derken karnımız acıktı ve kendimizi nefis bir ayvalık tostcusuna atıverdik. Öyle acıkmışız ki başka söze gerek kalmadı.

Ayvalık'ın bir o kadar köhne, bir o kadar tarihi, bir o kadar yalnız evlerinden oluşan sokaklarında hızlı bir tur atarken gördüğümüz her objektife tabi ki yine poz vermekten kaçınmadık.

Cunda adasının yokuş sokaklarını hızlı adımlarla dolaşırken sanki biri zamanı durdurmuştu da biz de siyah beyaz bir fotoğrafın içine dalmış meraklı yaramaz çocuklar gibiydik. Kapı önünde oturan yaşlı teyzelerin sohbetine daldık, örgülerinin örneğini aldık :)



Akşam üstü güneşin batışını izlemek için Şeytan Sofrasına çıktığımızda bu görsel şölene meraklı bir sürü insanla karşılaştık. Öyle ki aşağı düşme pahasına kayalara tırmanan insanlar pür dikkat kesilirken , güneşin ufuk çizgisinde kaybolduğu anda kopan alkış fırtınasına bir anlam veremesek de sürü psikolojisi ile biz de alkışladık.

Sonra tabi o kayalardan insanları toplamak hiç de kolay olmadı... Bu konuda Hüseyin bir kişi hariç yardımını esirgemedi (!) Ama o da intikamını akşam oldukça sulu bir şekilde aldı :)



Akşam eve döndüğümüzde mangal yakılmış , etler ızgaraya atılmş, sofrayı donatılmış, bulduk. Bize sadece afiyetle mideye indirmesi kalmıştı. Yalnız bazılarımız üstlerine duman bulaşsın da hani bizim de sofrada tuzumuz bulunsun diye mangalın önünde biraz ter döktü.


Ertesi sabah gece uyumak yerine deniz kenarında , yıldızların altında sabaha kadar oturan bazı arkadaşlarımızın bir takım yerlerinin donması münasebetiyle akıllarına gelen dahiyane fikir ile tencerede yaptıkları yumurtaya ekmek banarak , mutfakta çaydanlık bulamadıkları için yine tencerede demledikleri , cezve ile servis yaptıkları bulanık sulu çayla kahvaltı yaptık. Tadı damağımızda kaldı, bugün yine yapsalar yine yeriz.



Ayaküstü yapılan konsept kahvaltısından sonra Dikili'ye Esra'nın anlata anlata bitiremediği mavi bayraklı bir koya deniz keyfine gittik. Deniz keyfi diyoum çünkü keyfimize diyecek yoktu.


Dönüş vakti geldiğinde hiç kimsenin gitmeye niyeti olmadığı anlaşıldı. Ruhumuz hiç istemese de bedenimizin İstanbul'a dönmesi gerektiğinde ise maalesef hemfikirdik:(
Son kare fotoğrafımızı çekilirken hepimiz gülümsüyorduk aklımızdan geçenler ise eminim ki aynıydı.'' Ne iyi ettin de çağırdın bizi Esra ve ne iyi ettik de geldik cümbürcemaat''

3 yorum:

arsu dedi ki...

2008-09-04 12:53:42 - henüz birlikte bunları yapmadık!

ingiltere'de peynir yuvarlama yarışına katılmadık, bide tren sörfü yapmadık...
isterseniz organize edilir:)

beyhan islam dedi ki...

arsu daha o zamanlar peynir yuvarlamaya takmis kafayi.

Arzu Adıyaman dedi ki...

Beyhan sonra ne oldu:) hala yuvarlayamadım...